Domuz Gribi Aşısı Sendromu

Eğrisi Doğrusu 12 Kasım 2009 Perşembe - 0 yorum -



Bilindiği üzere bir domuz gribi gerçeği var ortada. Uzun süredir kamuoyunun gündeminde olan konu, domuz gribi aşısının Türkiye'ye getirilmesi ile daha da hararetle tartışılmıştı.

Aşının yan etkileri gündeme getirildi, daha sonra aşı incelendi ve Sağlık Bakanlığı aşının sakıncalı olmadığına karar verip, başta sağlık kuruluşu çalışanları olmak üzere aşılamayı başlattı. Sonra ne oldu peki? Başbakan, yani sağlık bakanının kendisine bağlı olduğu kişi çıkıp, günlerdir devam eden aşı kampanyasına katılmayacağını, yani aşı olmayacağını, çünkü hükumetinin sağlık bakanına aşı konusunda katılmadığını belirtti. Bir anda her şey tersine döndü, bakanlar kabinesi, millet vekiller ve tabi ki halk "Madem başbakan aşı olmuyor, ben neden olayım ki?" düşüncesiyle aşıdan kaçındılar. Daha sonra başbakan bir açıklama daha yaptı, ABD'deki aşılar bizim getirdiklerimizden farklı.

Özrü kabahatinden büyük derler ya, o hesap. Sağlık bakanı başbakana bağlı, yani bu aşı olayının başından beri başbakan konunun içinde, ama ne hikmetse yurt dışından aşılar geliyor, inceleniyor ve günlerce aşı kampanyası kapsamında halk aşı olmaya teşvik ediliyor, ama başbakandan ses yok. Taki grup toplantısına kadar. Madem başbakan kendi bakanına katılmıyordu, aklı neredeydi grup toplantısına kadar? Neden bakanı ile konu hakkında teferruatlı bir toplantı yapmadı?

Hele ki başbakanın sonradan söylediği daha bir absürt olmuş, "ABD'deki aşılar farklı." Madem öyle neden ülkemize bu aşılar getirildi? Buna neden izin verildi?

Tüm bu sorular cevapsız ve yine olan milletin parasına olmuş durumda.

Son bir soru: Başbakan ABD'deki aşılar farklı dediğine göre ABD'ye aşı olmaya gidecek mi?

Taraf Gazetesi ve Yalan Habercilik

Eğrisi Doğrusu 24 Ekim 2009 Cumartesi - 1 yorum -



Taraf (ve aynı yapılanmanın bir diğer medya şirketi STV) daha önce pek çok kez, nereden elde edildiği ve gerçek olup olmadığı belli olmayan sözde belgeler ile Türk Silahlı Kuvvetlerine saldırmıştı. Taraf gazetesi bu kez NTV'ye yönelik asılsız bir haber yaptı. Ancak bu kez yalanları çabuk ortaya çıktı.

Daha önce Dağlıca baskınından TSK'nin haberi olduğunu iddia eden, koordinatları tutmadığı halde sahte görüntüleri gerçekmiş gibi haber yapan taraf gazetesi, son olarak da NTV'yi Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterini düşürmekle suçladı. Taraf'ın iddiasına göre NTV'den helikopterdeki kişilerin cep telefonları daha helikopter düşmeden önce 189 kez aranmış ve bir manyetik alan oluşturularak helikopterin düşmesi sağlanmıştı. Çok zekice (!) değil mi?

NTV bu haber üzerine bir açıklama yaptı ve aramaları kabul etti, ancak aramaların helikopter düştükten sonra yapıldığını belirtti, ama gelin görün ki Taraf gazetesi yöneticileri laf kalabalığı ile durumu kendi lehlerinde tutmaya çalıştılar, fakat gerçek ortaya çıktı. NYV'den yapılan aramalar helikopter düştükten sonra yapılmıştı. Taraf gazetesi özür dilemek zorunda kaldı.

Gerçi bu Taraf gazetesinin yeni yanlı ve art niyetli haberler yapmayacağı anlamına gelmiyor, ama en azından gerçek niyetleri ortaya çıkmış oldu.

İşte konuyla ilgili gerçekler.

PKKlılar ve Açılım

Eğrisi Doğrusu - 0 yorum -



Açılım bu mu? 36 kişi Irak'tan Türkiye'ye giriyor, terörist başına, bu ülkenin binlerce evladına kıyan yaratığa sayın diyorlar ve istemedikleri halde pişmanlık yasasından yararlandırılıp serbest bırakılıyorlar. Peki sonra ne oluyor, işte yukarıdaki resim. Teröristler TBMM'de yer alan bir partinin otobüsü üzerinde, üstlerinde terörist elbiseleri ile el sallıyor, zafer işareti yapıyorlar.

Bu manzaradan sonra denilecek ne var ki?

AB raporu ve Atatürk

Eğrisi Doğrusu 15 Ekim 2009 Perşembe - 0 yorum -



Dün itibariyle AB, Türkiye ile ilgili ilerleme raporunu yayınladı. Raporda pek çok konuya değinildi, ama bizim dikkat çekmek istediğimiz konu Atatürk'ü koruma kanunuyla ilgili olarak raporda geçen ifadeler.

Raporda aynen; "... Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında kanun ve Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında kanuna dayanılarak yargılamalar ve mahkumiyetler devam etmektedir. Bu yasal belirsizlik nedeniyle gazeteciler, yazarlar, yayıncılar, siyasetçiler, akademisyenler ve diğerleri soruşturulma, kovuşturulma, yargılanma, mahkumiyet ve hapsedilme riski altındadırlar ve bu nedenle otosansür yapmak zorunda kalabilirler." denildi.

Daha sonra AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'e ilerleme raporunda Atatürk'ü Koruma Kanunu'nun ifade özgürlüğünü kısıtladığından bahsedildiği hatırlatıldı. Bunun üzerine Rehn: "Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu olan (Mustafa) Kemal Atatürk'e karşı büyük saygım var. Aynı zamanda şu anda Türkiye'de, AB'ye katılım sürecinde icra edilmekte olan Batılı modernleşmenin de kurucusu. O halde AB katılım süreci kapsamında Türkiye'nin Batılılaşmasında ve Avrupalılaşmasında biz O'nun adımlarını izliyoruz" dedi.

Şimdi soru şu; dünyanın neresinde ulusal bir öndere hakaret ifade özgürlüğü sayılabilir? Bu kanun Atatürk'e hakaret edilmesini engellemek için var, ve hakaret de ifade özgürlüğü sayılamaz, ama tabi bunun gelin de AB'ye ve ülkemizdeki Atatürk düşmanlarına anlatın.

Her fırsatta Atatürk'e saldırmak için fırsat kollayanlar, eminiz ki raporun bu maddesinden son derece hoşnutturlar.

-------------------------------------------------------------